GAZZE'DE RAMAZAN: AÇLIĞIN VE GÖZYAŞININ GÖLGESİNDE BİR AY
Ramazan… Normalde sofraların bereketle donatıldığı, sevdiklerin bir araya geldiği, duaların semaya yükseldiği ay… Ama Gazze’de Ramazan, açlıkla, yoklukla, korkuyla sınanan bir sabır ayına dönüştü.
Bir lokma ekmek, bir yudum su… Bizim sofralarımızda sıradan bir nimetken, Gazze’de ulaşılması imkansız bir hayale dönüştü. Günlerdir aç kalan çocuklar, oruç açacak bir şey bulamayan yaşlılar, bombaların gölgesinde dua eden anneler… Onların iftarı çoğu zaman bir damla suyla, bir avuç hurmayla, bazen ise hiçbir şeyle açılmıyor. Sahur vakti, belki de aç uyumanın bir diğer adı…
Bir Çocuğun Sessiz Çığlığı
Düşünün… Masum bir çocuk, küçücük elleriyle annesinin elini tutuyor:
“Anne, iftar ne zaman?”
Anne gözlerini kaçırıyor, çünkü ona verecek bir lokma ekmeği bile yok.
“Az kaldı yavrum…” diyor, sesi titreyerek.
Ama içinden biliyor ki, sofralarında ne ekmek var ne de su…
Baba, sessizce gökyüzüne bakıyor. Belki bir yardım eli uzanır diye… Belki bir vicdan uyanır, belki biri "Bu Ramazan yalnız değilsiniz" der diye…
Ramazan, Paylaşmaktır!
Bizler sıcak evlerimizde, çeşit çeşit yemeklerimizle oruç açarken, Gazze’de açlıktan uyuyamayan, susuzluktan dudakları çatlayan insanlar var. İşte bu yüzden, zekât, fitre, sadaka ve infak, bizim elimizdeki en büyük güç!
Zekât, sadece malımızın arınması değil, mazlumun hayata tutunmasıdır.
Fitre, bir kişinin bayrama umutla girmesidir.
Sadaka, yanan bir yüreğe su serpmektir.
İnfak, dünyanın bir ucundaki bir yetimin, bir annenin duasına vesile olmaktır.
Bu Ramazan, soframıza oturmadan önce Gazze’yi düşünelim. Oruçluyken hissettiğimiz açlığı, onların her gün yaşadığını unutmayalım. Bir bağış, bir ekmek, bir umut… Onların karanlığına ışık olabilir.
"Müminler ancak kardeştir." (Hucurat 10)
Kardeşlerimizi unutmayalım… Dualarımızla, yardımlarımızla, infaklarımızla Ramazan'ı gerçek anlamda idrak edelim. Çünkü biz paylaştıkça Ramazan bereketlenir, biz verdikçe insanlık kazanır…